Angels & Demons (Melekler Ve Şeytanlar)

Yazan: admin Tarih: May 25th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Konu: Din uzmanı Robert Langdon (Tom Hanks), tarihteki en güçlü yeraltı organizasyonu olan İlluminati adlı antik gizli kardeşlik cemiyetinin tekrar dirildiğini öğrenir. Fakat bu durum, onların varlığından en çok nefret eden Katolik Klisesi’nin ölüm tehdidi altında olduğu gerçeğini de ortaya çıkarır.

Robert, İlluminati’nin Vatikan üzerine kurduğu planları gerçekleştirmek için harekete geçtiğini öğrendiğindeyse Roma’ya, güzel olduğu kadar gizemli olan İtalyan bilimci Vittoria Vetra (Ayelet Zurer) ile güçlere katılmak için uçar. Dur duraksız süren bir aksiyonla Robert ve Vittoria, 400 yılık antik sembollerin izini sürerler. Bu Vatikan’ın kurtuluşunun tek anahtarıdır.

Sonuç: Edebiyat ve sinema. Birbirinden aslında bağımsız iki sanat dalı. Edebiyat özdeşleşmesini sözcük ve kavramlar üzerinden kurarken; sinema tüm gücünü edebi tasvir içermeyen görüntüler aracılığıyla kurar. Sinemanın doğum sancısının gerçekleştiği sıralarda; senaryo kıtlığı ve sinemayı hızlı bir şekilde büyütme gayreti içerisinde bulunan popüler sinemacılar; tüm kayda değer edebi eserleri hiç dokunmadan ya da bir miktar anlatım dilini değiştirerek kayda almaya başladılar. O gün bugündür, sinema; edebiyat ile genç kafalarımıza yerleşen apaçık bir bağ kurmaya çabaladı. Acaba edebiyat sinemanın içine ne kadar yerleşebilirdi ve ne kadar yerleşmeliydi?

Bir senaryo imgesel ayraçlarını edebi tasvirler üzerinden kurmaya çalışmaz. Senaryo her anlamıyla bir taslak; bir tümdengelim ön hazırlığıdır. Yani aslında bir senaryo; iyi bir roman olabilecek haldeyse o artık sanat dalını değiştirmiş yazım sanatlarının içine dâhil olmuştur. Bu durumda hiç dokunmadan kameraya kaydedilmiş bir edebi eser ancak edebi sözcüklerin teknik bir cihaz ile depolanması anlamına gelir.

Hollywood işin ticari tarafını düşündüğü için; okuyamama alışkanlığının en büyük çözümü kolay okunan polisiye romanları hızlı bir şekilde kameraya kaydeder. Çünkü edebi olarak satan ve görevini tamamlamış bir eser bir miktarda sinemadan kazandıracaktır. İşte kafalarımıza yerleşmiş öyküleme ve edebi tasvirleşme bu mantık çerçevesinde sinemanın kendisini ele geçirmiş ve bizi gerçek sinemadan alıkoymuştur.

Melekler ve Şeytanlar; edebi eser olarak kolay okunabilen rahat bir kitaptır. Küçük birkaç değişiklik ile resmedilmesi de kitabı okumayanlar için kolay, soluk soluğa izlenebilecek bir film halinde sunulmasına sebep olmuştur. Güçlü oyunculuk ve iyi müzikler ile film teknik anlamda da görevini tamamlamıştır.

Sinema temeli ne yazık ki asla bu değildir. Her zaman Hollywood filmlerini izlemeyi; kendime işim için bir miktar gaz depolamayı sevmişimdir. Seviyor olmam; bu işi yapacağım anlamına gelmez. Seviyor olmam ve izliyor olmam da; bunun iyi bir sinema eseri olduğu anlamına gelmez. En iyisi mi sizde sinemanın ne olduğunu bu filmi iki kere izlemek yerine birazcık araştırıverin.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Star Trek

Yazan: admin Tarih: May 16th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Konu: Galaksinin kaderi iki sıkı rakibin elindedir. Bir tarafta Iowa’daki çiftlikte doğup büyümüş, serseri ruhlu, heyecan ve macera arayan genç James T. Kirk (Chris Pine); diğer tarafta ise her türlü duygusallığı reddeden mantık bazlı bir toplumda yetişmiş olan Spock (Zachary Quinto) vardır. Daha önce hiç gidilmemiş, hayal bile edilemeyen tehlikelerle dolu yolculukta mürettebatı yönetebilmek, ikisi arasında oluşacak sıradışı ama güçlü dostluğa bağlıdır.

Sonuç: J.J Abrams, Alex Kurtzman ve Roberto Orci senaristlik tabanında yeni bir dizayn ile Star Trek’e en baştan el atmışlar. Alex Kurtzman ve Roberto Orci daha önce birçok güçlü aksiyon yapılı filmin senaryo düzenini tasarlamış olmalarından dolayı birbirlerini ve seyircilerini çok iyi tanıyan bir ekip olmuşlardı; birde yanlarına eski takım arkadaşları Abrams eklenince özlediğimiz, eğlenmek istediğimiz klasik aksiyon yapılı filmimize sonunda kavuşmuş olduk.

star-trek-2009-sample-003

Krizin ağır darbelerinin sinema üzerine etkileri yavaş yavaş kalkıyor diyebiliriz herhalde. Özlenen Hollywood; muhteşem efektleri ve inanılmaz dikkat destekli sanat tasarımlarıyla geri dönmeye hazırlanıyor bu aralar. Klasik yapı demişken; filmin sinema salonunca ilk bölümünün etkileyici ve ilgi çekici bir seyir gücüne sahip olduğunu söyleyebilirim. Genç ve özentisel yapı; film karakterinin gelişmiş ve sonuna ulaşmış yeteneklerinin peşinden değil; sıradan ama gelişmeye açık yeteneklerin peşinden koşar. Karakter bir kere gelişmeye görsün; özdeşleşme azalır çünkü artık karşımıza çıkan herkesi zorlanmadan dövebiliriz. Çözüm; her yenilenen güce karşı yeni bir eksik ve bu eksiği değerlendiren bir düşman olacaksa da biz her zaman ilk başta kahraman süper özelliklere sahip olmadan önceki hali özler dururuz. Ben Level 1 Rexxar’ımı özlüyorum mesala.

Açıklamalar ışığında dikkate değer nokta; filmin giriş kısmının insanı heyacanlandırdığını gençlik günlerine geri döndürdüğünü açıklamak olacaktır. Gelişme kısmının ortalarına ve sonuç kısmına doğru ise minimal bir yapı ve sabitleşmiş karakterler görmekteyiz. Bu durumda eksik nokta; Spock ve Kirk arasında bahsi geçen muhteşem dostluk kırıntısının tüm hikâyeyi ele geçirmeye başlaması ve giriş kısmından kaynak alan aksiyon yapının sekteye uğramasıdır.

Çok lafın kısası; ilk 45 dakika çok beğeneceğiniz sonraları giriş kısmını arayıp “idare eder” diyebileceğiniz bir klasik Hollywood filmi; belki de bol heyecanı ilk başta vererek yanlış yaptılar ha! ne dersiniz?

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Rumba

Yazan: admin Tarih: May 6th, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Fiona bir Fransız okulunda İngilizce, kocası Dom ise aynı okulda beden eğitimi öğretmenidir. Bu çiftin hayattaki en büyük tutkuları ise dans etmektir. Önlerinde çok sıkı hazırlandıkları bir ‘Latin Dansları’ yarışması vardır ve bu yarışmanın heyecanı onları kasıp kavurmaktadır. Yarışma gününün akşamı evlerine dönerlerken, intihar etmeye çalışan bir adam önlerine çıkar, ancak çift adama çarpmamak için girecekleri tünelin duvarına kırarlar direksiyonu. Ciddi bir trafik kazası geçirirler ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak ciddi zarar görürler. Kazadan sonra, kazanın etkisiyle hayatları ciddi anlamda değişen çift, artık bambaşka bir hayat yaşamak zorunda kalacaktır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ‘Rumba’ son zamanlarda izlediğim en komik ve en içi boş film. Filmi izlemeye başladığınız andan itibaren yüzünüzde oluşan tebessüm, ilerleyen dakikalarda kahkahaya dönüşmeye başlıyor. Mantıksız ve aptalca olaylar dizisi sizi yerlere yatırabilecek seviyede. Film esasen dans temalı, harika müzikler eşliğinde çılgın danslar izliyoruz zaman zaman. Yani uzun lafın kısası her açıdan çok eğlenceli ve kıpır kıpır bir film Rumba. Canlı renkler, sevimli kıyafetler, jestler ve mimikler de cabası…

Film Fransız yapımı, bağımsız sinemanın bir ürünü. Filmin üç tane yönetmeni var. Bunlardan iki tanesi aynı zamanda başrol oynamışlar. Dominique Abel ‘Dom’ rolünde, diğer yönetmen Fiona Gordon da ‘Fiona’ rolünde. Bu film ekibin ilk filmi değil ancak Türkiye’ye gelen ilk film. Oyuncuların aynı zamanda yönetmen olmasından dolayı sanıyorum, vermek istediklerini çok iyi vermişler. Bütün bunların yanı sıra, seçilen mekanlar ve manzaralar filme ayrı bir tat katmış.

Filmde diyalog yok gibi, toplamda 77 dakika olan filmde toplasak iki dakika metin ya var ya yok. Bu da filme ‘sessiz film’ tadı katmış ki, bu da apayrı bir hava vermiş. Dom ve Fiona’nin geçmişinden gelen pandomim sanatçılığı deneyimi de bunda etkili olmuştur mutlaka. Biraz da Charlie Chaplin’e gönderme de yok değil hani.

Netice itibariyle müzikleriyle, danslarıyla, mekanları ve şapşallıklarıyla herşeyi unutturup kafa yormadan sadece eğlendirme odaklı bir film.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Başka Semtin Çocukları

Yazan: admin Tarih: May 4th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Gazi Mahallesi’nde yaşayan iki yakın arkadaşın “başka bir hayat” özlemi içinde, bulundukları ‘çöplükten’ kurtulma hayallerini ve bu hayalleri gerçekleştirebilmek için ödemek zorunda oldukları “bedelleri” konu alıyor.

Paralel polisiye kurguyla beslenen öykü, Güneydoğuda’ki operasyonlarda gösterdiği “kahramanlıkla” askerden bir ay erken terhis edilmiş olan Semih’in (Mehmet Ali Nuroğlu) askerden döndüğü gün kardeşinin cenazesiyle karşılaşması ve kardeşinin katilini aramasıyla devam ediyor.

Kardeşinin katilini bulmak için harekete geçtiğinde cevaplanması zor sorularla dolu bir başka savaşın içine sürüklenen Semih, gerçeğin arayışı içinde iz sürerken, “kaybedilen” şeyin sadece kendi kardeşinin hayatı olmadığını görecek, “Öteki İstanbul’’ da kaybetmeye mahkum edilmiş hayatların öfke ve çaresizlik duygularıyla beslenen sert yüzüyle de hesaplaşmak zorunda kalacaktır.

Sonuç: Yığınlarca zihin meselesi ve bunların hızlı bir şekilde patlak vermesi. Sinir krizleri, eğitimsizlik, fiziksel güç ve bunların esas temeli ego. Ego; kendi fikrinden, halinden, hareketinden, sevgisinden, ideolojisinden farklı olana takar “öteki” ismini. “Öteki” olan için de artık öteki başkasıdır. Bu basit olay böylece insansı toplulukların tümünde toplumsal egolaşır ve cimbomludan fenerliye, sağcıdan solcuya, aleviden sunniye, zeki olandan başka bir zeki “aptala” zıplayıp durur.

Çok basit bir örnekle küçük bir kişisel analiz yapalım. Aile içinde büyüklerinin yanında konuşamayan ve rahat hareket edemeyen bir çocuk; büyüdükçe içine kapanmaya başlar ve bu kapanıklığın çözümünü belirli bir itikada( amaç) bağlanarak bulmaya çalışır. Tepkisel olarak gelişen bu reflesk; çocuğun dışarıya bağımlı olmasını neden olur. Bu kapanıklık artık bir kurtuluştur; kimse bu kurtuluşu çocuğun elinden alamaz. Karşıt diyaloglara, başka fikirlere, başkalarına artık bu kurtuluşun içinde yer yoktur. Dışarıda patronlarından, büyüklerden, siyasilerden lafını esirgeyen baba; evinde aslan kesilip çocuğuna, karısına ters gider ve bütün olaylar babadan oğula, içten dışa, büyükten küçüğe, tarihsel süreçte topluma empoze olarak devam eder. Böylelikle en büyük ötekileşme aile ortamında başlar, sokak, semt, şehir, ülke demeden büyüyerek devam eder.

Tüm kanunlar, sınırlayıcı öğeler kişilerin refah içerisinde yaşamaları için adalet kavramı üzerinden yol alırlar. Adalet kavramı ilk insandan beri önemini kaybetmeden insan varlığının en önemli dayanağı olmuştur. İşte “Başka Semtin Çocukları” filmi; adalet kavramını güçlüce sezilebilen alter ego sahibi bir yönetmen tarafından “eşitlik” yapıtaşının altına yerleştirilmiş.

Seçilen estetik altyapı film evreninin alaturka bir kalıp halinde; gündelik hayata arabesk bir geçiş yapmasına neden oluyor. Bu seçim; ayrıntılı olarak düşünülürse oyunculuk, diyaloglar ve atmosferin doğru uygulanması ile seçilen dış mizansene tam olarak ayak uydurulmasını, teknik altyapının hikayenin içeriğiyle örtüştürülmesini sağlıyor.

Gözümüze batan en önemli izleyebilite sorunu; politik, ideolojik, psikolojik ve sosyolojik bir çok konu başlığının aynı anda farklı karakter hikayeleri üzerinden anlatılmaya çalışılması. Polisiye yapıyla desteklenen ve yan öykülere daha az önem veren bir minimal öykü yapısının; daha az ama daha sıkı karakterlerle anlatılmasının seyir zevkine önemli artılar katabileceği düşüncesindeyim. Benden bu kadar; iyi seyirler…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Pink Panter 2 (Pembe Panter 2)

Yazan: admin Tarih: Nis 18th, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Dünyanın dört bir yanından önemli tarih mirasları çalınmıştır ve hepsinde de dünyaca ünlü efsanevi hırsız “Tornado”nun parmağı vardır. Çalınan eserler, çalındıkları ülke için haddinden fazla önem arz ettiği için ülkeler bir araya gelerek bir “rüya takımı” kurmaya karar verir ve her ülke en önemli, en başarılı ve alanında en uzman dedektifini yollar. Fransa’da da çalınan yine “Pembe Panter Elması” olunca bu göreve seçilecek kişi, bir önceki çalınma vakasını çözen Dedetif Jacques Clouseau’dan (Steve Martin) başkası değildir. Şu anda patronu tarafından çok özel bir göreve(!), trafik müfettişliğine atanan Clouseau, bu yeni görev için kilit isim ve biçilmiş kaftandır. Dışarıdan çok salak görünen, hatta partnerleri tarafından zaman zaman adam yerine bile konmayan Clouseau, sağ kolu Ponton (Jean Reno) ve diğerleriyle birlikte bu önemli maceraya atılır. Olaylar seyrinde gelişirken aralarına hesapta olmayan bir konuk daha katılacak ve araştırmanın şekline yön verecektir.

2006 yapımı “Pembe Panter” filminden üç sene sonra yeniden çekilen “Pempe Panter 2”, konu olarak olmasa da kadro ve sinematografi olarak bir devam filmi. Yeni filmde bir önceki kadro aynen korunmuş ancak bu sefer Andy Garcia, Jeremy Irons, Alfred Molina gibi dev isimlerle film daha bir güçlendirilmiş. Hatta Andy Garcia’nin rol ismi olarak “Vicenzo Brancaleone” kullanılmış ve onun meşhur olmasını sağlayan “The Godfather” serisindeki baba’ya; “Vito Corleone”’ye tatlı bir gönderme yapılmış. Film yine Fransa’nın eşsiz mekanlarıyla izleyeni büyülüyor, bu büyüye İtalya’nin meşhur Vatikan meydanı ve eşsiz Kolezyum’u da eklenince, film görsel olarak tadından yenmez bir hale geliyor.

Senaryo bir öncekinden çok farklı değil, zaten çok da bir şey beklemek haksızlık olur çünkü yine aynı vakayla karşı karşıyayız. Elmas çalınmış ve ümidimiz Clouseau ve ekibidir. Ancak bu kadar yalın bir senaryoyu tam anlamıyla yedi kişilik bir senaristler ekibinin yazmış olması açıkça bana biraz ilginç geldi. Vardır mutlaka bir bildikleri… Oyunculuk olarak baktığımız zaman, başrollerdeki usta oyuncular tartışmasız izleyiciyi doyuruyor, zaten amaç gülmek eğlenmek olduğu için o tarafa da pek kafa yormaya gerek kalmıyor.

Sonuç olarak son zamanların en eğlenceli filmi diyebilirim, özellikle çocukların çok fazla eğlendiğini gözlemledim bu filmde. Esasen çocuk filmi olmasa da, hatta (benden uyarması) zaman zaman bel altına inen espriler yapılsa da, çocuklara bir derece fazla hitap ediyor gibi film. Sanırım bunun öncelikli sebebi “Pembe Panter”’in bir çizgi film kahramanı olması. Fransa’nın tarihi mekanları eşliğinde, eğlenceli müziği ve başarılı oyuncularıyla arşivlerde yerini almayı fazlasıyla hak eden bir film.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Fast And Furious (Hızlı Ve Öfkeli 4)

Yazan: admin Tarih: Nis 11th, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Dominic Toretto (Vin Diesel), yıllardır işlediği suçlardan dolayı ortalarda görünmemektedir, ancak aldığı son habere göre polis artık ona çok yakındır. Yaptığı son işten kaldırdığı parayı çevresindekilere dağıtarak ortadan kaybolmaya karar verir çünkü onun yakalanması demek herkesin yakalanması demektir. Başta sevgilisi Letty (Michelle Rodriguez) ve kızkardeşi Mia Toretto (Jordana Brewster). Her şeyi geride bırakan Dominic, bir gün kız kardeşinden gelen telefon ile acı bir haber alır; Letty öldürülmüştür… Dominic için artık intikam yanında hiçbir şeyin önemi yoktur. Kazayı kendi yöntemleriyle soruşturmaya başlar ve hiç de hoş olmayan sonuçlar elde eder. Bu olay düpedüz bir cinayettir ve arkasında yeni bir çete vardır. Aynı zamanda eski arkadaşı ve kızkardeşinin eski sevgilisi olan FBI ajanı Brian O’Conner (Paul Walker) da aynı çetenin peşindedir. Bundan sonra onların artık ortak bir düşmanı ve bu düşmanı alt etmek için kendi yöntemleri vardır. Olaylar çözülmeye başladıkça gerçek olan ama bilinmeyen şeyler işlerini zora sokacaktır.

Konusuz filmleri seviyorum, konusuzdan kastım tabii ki içi bomboş olan filmler değil ancak konusunun ya da nasıl akacağının bir şekilde belli olduğu filmlerden bahsediyorum. Bu tür filmler genelde “Fast And Furious” gibi seri filmler. Amaç çok açık belli; yüksek dozda adrenalin içine yerleştirilmiş bir hikaye… Hız limitlerinin üzerinde yarış ve kovalamaca sahneleri, art arda hızlandırılmış resimler ve bitmeyen bir aksiyon. Emin olun birçok şey yeterince saçma ve gerçek dışı ama sanırım yönetmen, insanların bunun farkında olduğunu bildiği için kendisini serbest bırakmış. Bu sefer filmin içine birazda grafik ekleyip “Need For Speed” tadı vermiş, hoş olmuş.

Yine izleyeni yeterince gaza getiren, hız yapma hissi uyandıran eğlencelik bir film olmuş. Film’in sonundaki sekansa göre beşincisi de geliyor.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Outlander (Yabancı)

Yazan: admin Tarih: Nis 11th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Konu: Viking dönemidir. Bir kahraman olan Kainan’ın gemisi, İskandinav kıyılarına vurur. Büyük bir çarpışma yaşanmıştır ve sadece Kainan ve Moorwen olarak bilinen vahşi bir uzaylı yaratık dışında hayatta kimse kalmamıştır.

Moorwen kendine yapılanların öcünü almak için önüne gelen herşeyi yok ediyordur. Onu herşeyi yok etmeden önce ortadan kaldırmak için Kainan’ın Vikingler ile birlikte hareket etmesi gerekir.

outlander

Sonuç: Lotr’un yapımcısı Barrie Osborne’nun yapımcılığını yapdığı Outlander filmi bizi Viking dönemine götürüyor. Bilgisayar oyunlarında eski dönemlerde takılmak isteyen ( Age Of Empires, Diablo, Myth) uzay çağı, milenyum gibi tabirlerin ve içerisindeki aşmış teknolojik unsurların etkisinde kalmadan mızrak ve koruyucusu kalkanın altına sığınmayı sevenler için ideal bir film. Aksiyon filminin içinde silah bulununca baştan sona efekten oluşan film sahnelerini yakalamakta zorluk çekiyoruz. Film en önemli artısını barut bulunmadan önceki döneme konu babında sırtını dayayarak kazanıyor.

Silah ve kalkanın olduğu döneme; film başında kaybettiğimiz lazer ışınlı silahların eksikliğini hissederek giriyoruz. İşte kolaj burada başlıyor; eski dönemimize fazla abartılmadan farklı gezegenden süper güçlü bir yaratık giriyor ve biz savaşa başlıyoruz.
Outlander filmi; final aşamasındaki duygusal kopukluklara rağmen baştan sona ince düşünülmüş sahne tasarımları, ideal animasyonları ve atmosferin sunulması için seçilen renk birliği ile yüksek puanı hakediyor. Gidin sinemaya ve fantastik bir uzay macerası izleyin, yanınıza silah almayın lütfen…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Bangkok Dangerous (Zor Karar)

Yazan: admin Tarih: Nis 11th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Konu: Soğuk kanlı, acımasız katil Joe (Nicholas Cage), Surat isimli bir suç patronunun 4 düşmanını öldürmek için Tayland’ın başkenti Bangkok’a gider. Bilmediği bu yerde kendine rehberlik etmesi için Kong (Shahkrit Yamnarm) adlı bir dolandırıcıyı bulur.

Görevini tamamladıktan sonra genç dolandırıcıyı öldürüp ardındaki tüm izleri yok etmeyi planlarken zaman ilerledikçe Kong’a akıl hocalığı yapmaya başlar. Bu süre içerisinde yerel bir dükkanda çalışan sağır ve dilsiz bir kıza da aşık olmuştur. Bankok’un ışıltılı güzelliği içinde planını hazırlarken, hayatında yaşadığı bu iki gelişmeyle varoluşunu sorgulamaya başlar. Öldürme zamanı geldiğindeyse, Joe katil kimliğinin dışında bir başka kimliğini de keşfedecektir.

Sonuç: En başta; Nicholas Cage’den daha farklı bir yüzünde bu filmde oynayabileceğini söyleyerek başlayalım söze. Karakterin sonradan dönüşümünü gerçekleştirdiği narin yapıyadaki adama Nicholas Cage’in seçilmesi normal görünebilir yalnız; bir suikastçi için çok temiz yüzlü bir başrol seçimi bu. Daha sert hatlı ve dik bir sırta sahip olan bir orta yaş daha etkili olabilecekti kanaatindeyim.

bangkok_dangerous

İşlenen konunun ve sert karakterin dönüş noktasının neresi olduğunu keşfetmeye çalışmak zaman kaybı yaratabilir. Çünkü akıl hocalığı yaptığı Kong’un ilham olması ile kendini net kararlarının dışında bulan Joe; bir de bunun üzerine çok güzel bir kıza bağlanması ile birlikte tüm geçmişini ve idealsiz hayatını sorgulamaya başlıyor ve dönüşümün tüm filmin geneline yayılması nedeniyle bu adam bunu yapar mı acaba sorusu otomatikman devre dışı kalıyor. Azılı bir katil de; insandır ve iki hatta üç genç için kendinden ve tüm geçmişinden vazgeçebilir. Zamanımız var yani…

Orta şiddette sarsılan bedeninize, biraz vakit geçireyim, sinema kültürüme yeni bir Nicholas Cage daha ekleyeyim diyorsanız buyrun. Tayland’da ne kadar çok hırsızlık oluyormuş diye düşünmeyin, izleyin.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


State Of Play (Devlet Oyunları)

Yazan: admin Tarih: Nis 10th, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Cal McAffrey (Russell Crowe), mali durumu çok iyi olmayan bir gazetede çalışan başarılı bir muhabirdir. Bir gece esrarengiz bir cinayet işlenir ve bu hikayeyi takip etme görevi, fazla otoriter bir yönetici olan Cameron Lynne (Helen Mirren) tarafından Cal McAffrey’e verilir. Stephen Collins (Ben Affleck) ise hükümet adına savunma ihalelerini takip eden başarılı bir milletvekili, aynı zamanda kongre üyesidir. Aynı günün sabahı kongre adına bir açık oturuma girmeden önce, savunma ihalelerinde araştırmacı olan Sonia Baker’ın (Maria Thayer) ölüm haberiyle sarsılır. Bu ani gelişme üzerine Stephen Collins’in verdiği beklenmedik tepkiler, onun Sonia Baker ile bir ilişkisi olduğu yönünde dedikodulara sebep olur. Stephen Collins, Cal McAffrey ve Stephen Collins’in karısı Anne Collins (Robin Wright Penn) üniversiteden beri çok fazla içli dışlı bir arkadaş grubudur. Sonia Baker cinayetinin takibi ise Cal McAffrey ile aynı gazetede çalışan genç ama gözü pek muhabir Della Frye’e (Rachel McAdams) verilir. Ancak zaman geçtikçe ve cinayetlere dair ipuçları bulunmaya başlandıkça ilginç bir gerçek ortaya çıkacaktır; Cal McAffrey’in araştırdığı cinayet davası ile Sonia Baker davası aynı noktada düğümlenmektedir. Daha da ilginci ise, Sonia Baker davasının arkasında değeri milyon dolarları bulan akıl almaz oyunlar vardır. Cal McAffrey bu oyunları çözmeye çalışırken, mesleği, duyguları ve gerçekler arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

“State Of Play” Türkçe adıyla “Devlet Oyunları”, 2009 Amerikan yapımı polisiye, aksiyon/gerilim filmi. Filmin başrollerinde Russell Crowe, Ben Affleck ve Helen Mirren gibi üç tane Oscar’lı oyuncu var. Filmin yönetmeni bir İngiliz; “Kevin Macdonald”. Film 2003 yılında gösterilen aynı isimli bir mini diziden sinemaya uyarlanmış.

Film Amerika’nın yozlaşmış devlet ilişkilerini konu alıyor esasen, ancak bu ilişkileri devlet boyutunda incelerken, aynı zamanda bu ilişkilerle direk ve dolaylı yoldan iniltili insanların hikayelerini anlatıyor. Hem olaylar hem de insanların birbirleriyle olan yakınlıkları karmaşık bir şekilde ele alınmış. İşin içinde kariyer ve çıkar çatışmaları varsa, kimseye güvenilmemesi gerektiği vurgulanmaya çalışılmış. Filmde bir nevi “üç maymun”u izliyoruz çünkü herkesin birbirinden sakladığı bir yalanı vardır ve bu yalanlar çözüldüğü zaman gerçekler çorap söküğü gibi ortaya çıkacaktır.

Sinema, artık her geçen gün konu anlamında daha da sığlaşıyor çünkü işlenecek artık konu kalmadı. Ya hırsızlık, ya terörizm, ya kirlenmiş ilişkiler yada aşk konulu filmler çekildi yıllarca. Bu sebepten artık konudan çok filmin içindeki hikayelere sığınmaya başladı yapımcılar. Bu film de daha önce izlediğimiz çarpık devlet ilişkileri ve bu ilişkileri kendi çıkarları doğrultusunda kullananlar başlığı altına ekleneceklerden. Ancak içinde barındırdığı hikaye filmi biraz kurtarmış gibi. Hem bir devlet adamı ve onun etrafında gelişen olaylar hem de iki gazetecinin meslekleri ve gerçekler arasında yaşadıkları gitgeller yalın bir dille anlatılmış. Seyirciyi hem aksiyon olarak hem de konu olarak çok fazla yormayan çok katmanlı bir film olmuş.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


He Was a Quiet Man (Sıradan Bir Gündü)

Yazan: admin Tarih: Nis 8th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Konu: Bob Maconel (Christian Slater) kötü bir gün geçirmektedir. Her zamanki 8 saatlik mesaisini kasvetli, gri kabininde, iş arkadaşları tarafından dışlanarak ve yaşadığı dünyadan tamamen kopuk hissederek geçirmektedir.

Bu berbat günde, kazara, potansiyel katillikten kahramanlığa geçer ve onu bugüne kadar hiç farketmemiş olan arzu nesnesi Venessa (Elisha Cuthbert)’nın hayatını kurtarır. Bu kahramanca davranışı onu monoton gerçekliğinden sürreal bir kasırgaya doğru çeker.

Sonuç: Enteresan. Fikrin ilginçliği ve gerçek ötesi öğelerin masalımsı bir tad ile sunulması seyir zevki yüksek bir esere parmak basmamıza neden oluyor. Paranoya temelimsi; git- gellerin açığa çıkmasını sağlamak amacıyla seçilen sinematografik unsurlar; her zaman bahsettiğimiz üzere öyküsel bütünlüğün biçim ile örtüşmesine olanak sağlıyor.

Başrol oyuncumuz ( C.S) fiziki özellikleri sayesinde hikayenin inanılabilirliğini arttırarak; başta bahsi geçen entrasan sözcüğüne adım atmamızı ve konformist hayatın iş dünyası abartı gerçeklerinin ne kadar yandaşı olduğuna inanmamızı olanaklı hale getiriyor.

siradan bir gun

Ben bu filmi beğendim; eğer öyküsel anlamda sinemada bir yenilik olanağı sunulabilseydi ve ismi aklınıza gelebilecek birçok paranoya temeline dayalı film; aktif mod dahilinde bulunmasaydı; bu kadar çok izleyici sinematografik hafızalarından çıkagelen kalıp düşünceleri sayesinde kendilerini üstün zeka kabul etmiyebilirlerdi. Hollywood şöyle der; “En iyi senarist; seyircisinin kendisini çok zeki sanmasını sağlayan senaristir.” Zekanızdan para kazanıyorlar beyler!!!

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Yengeç Oyunu

Yazan: admin Tarih: Nis 8th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

Konu: İstanbul üniversitelerinde tarih asistanlığı yapan Asya (Ayça İnci), yanına beş yaşındaki kızı İpek’i de alarak, kendine yeni bir hayat kurma umuduyla doğduğu şehre gelir. Kısa sürede üniversitede iş bulan Asya, öğrencileriyle birlikte, hepsinin hayatlarını değiştirecek sıra dışı bir projenin içinde bulur kendisini.

Eski Osmanlı mahkemelerinin belgelerini inceledikleri sırada, herkesin ilgisini çeken bir cinayet vakasıyla karşılaşırlar. Osmanlı döneminde namus cinayeti kisvesi altında işlenen ve beraat kararı çıkmış bir cinayet davasıdır bu.

Asya ve öğrencileri günümüzde de benzerlerine sıkça rastlanan cinayetin asıl sebebini araştırırlarken, davanın hâlâ hayatta olan taraflarından gelen zorluklarla birlikte, kendi hayatlarında yaşadıkları kişisel sorunları da çözmek için mücadele ederler.

yengec

Sonuç: Bir film fikri kafada belirdiği vakit; edebi kısmın ve diksiyon yeteneğinin kolektif kurması sayesinde iyi sonuçlar elde edebiliyoruz. Senaryo geliştirim aşamasında hızlı çalışmaya başlayan parmaklar; pratik zekalı senaristi gülücükler içerisinde belirli bir heyacan birikintisinin içine sürekledikçe; işlerin aslında daha da zora gittiğini gözden kaçırmamıza neden oluyorlar. Otuz dakikada buldum fikri; iki haftada döktüm kağıda. Ne güzel değil mi? Aslına bakarsanız iş; televizyon filmi, reklam filmi, tanıtım ve stüdyo çekimleri olduğunda hızlı ve pratik olmanız çok büyük yarar sağlayacaktır. Sinema? Peki sinema senaryosu; ilginç fikriniz ve gelişen kurgusal olaylar üzerinde size ne tür olanaklar sağlar:

Belirli bir süre zarfında; belirli bir öyküyü anlatıyorsanız (klasik yapı) bu öykü sinematografik bir bütünlüğe sahip olmalıdır. Bu klasik anlatının göze hoş gelen kuralıdır. Ayrıca; öykünüz kayda değer ve içeriğin sinematografiyle birleşebilmesi için esnek olmalıdır. Bu esneklik; fikir aşamasından sonra gelen; üzerinde uzun zaman düşünülme fiilini desteklemek için yapıda bulunur. İşte; Türk sinema yapısı çoğu zaman buradan puan kaybeder. Çünkü fikir; içeriksel bütünlüğün kuralabilmesi için bir değnektir ama ana kolon değildir. Konuşulan sinema olduğuna göre; edebi kalabilecek bir fikir; ya da devinim geçirilmeden sinemaya kopyalanan bir edebi eser; birçok yerli film gibi yetersiz kalacaktır.

Yengeç Oyunu filmi; giriş kısmının iyi çalışılması ve sonuç kısmının yeterli öyküyü anlatması dışında koca bir boşluk bırakıyor ellerimizde. Büyük bir heyecanla başlayan fikir; sonunu toparlıyor olsa da filmin; gelişme kısmında gerçekleşen kurgusal evren dışı olaylar işimizi zorlaştırıyor. Gelişme kısmına az daha zaman ayırsaydık mesala?

Biraz daha çalışılsa üzerinde; sinematografik fikirler için pratik olmayan derin fikirler konuşulsa; sevimli bir film izleyebilirdik. Yalnız şu an için; öykü anlatımı da olsa işimiz, bekleyecek ve çalışacak bol zamanımızın olduğu kesin…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


The Code / Thick as Thieves - Son Oyun

Yazan: admin Tarih: Nis 6th, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Keith Ripley(Morgan Freeman) eski ve tecrübeli bir hırsızdır, tabii ki her hırsız gibi onun da belalıları vardır, hem polis hem de mafya… Ancak eski bir polis olan Ripley, kuralları da sonuna kadar bilmektedir, bu yüzden onu yakalamaları kolay değil, yakaladıkları zaman içerde tutmaları ise hiç kolay değildir. Çünkü onun kuralları çok iyi bilmesinin yanı sıra çok başarılı da bir avukatı vardır. Ripley’in yaşı oldukça ilerlemiş ve mafyaya olan geçmişten gelen esrarengiz borcu iyice yakasına yapışmıştır. Ya borcunu ödeyecek ya da hayatının kalan kısmını mutlu bir şekilde yaşayamadan en kısa zamanda rahmetli olacaktır, ayrıca eski ortağından ona yadigar kalan vaftiz kızı Alexandra da (Radha Mitchell) tehdit altındadır. Ripley son bir iş yapmak istemektedir, bu yapacağı son iş belki de hayatında yapacağı en önemli iş olacak, hem ömrünün kalanını geçirecek kadar para kazanacak hem de Rus mafyasının istediğini verecektir. Bu son iş gerçekten çok zordur ve bir ortağa ihtiyacı vardır. Şehre yeni gelen hızlı, profesyonel ama bir o kadar da gözüpek bir hırsız olan Gabriel Martin (Antonio Banderas), Ripley’in gözünden kaçmaz. Bu son işi ona teklif eder ve kabul de ettirir. Ancak Martin’in Alexandra’ya aşık olması ve bazı hesap dışı gelişen olaylar, işleri çıkmaza doğru sürükleyecektir.

“Thick as Thieves” yada “The Code” veya Türkçe adıyla “Son Oyun”, 2009 Amerikan yapımı bir film. Filmin başrollerinde Antonio Banderas, Morgan Freeman, Radha Mitchell ve Robert Forster gibi isimler var. Filmin yönetmeni Mimi Leder. Çok tanınmamış bir yönetmen ve çok tanınmamış bir senaristin elinden çıkan, başrolünde Banderas ve Freeman gibi iki devi barındıran film, konu itibariyle oldukça cazip ancak baştan itiraf etmeliyim ki, Freeman ve Banderas’ın ne ayrı ayrı ne de birlikte oynadıkları bir filmi izleyip de sıkılacağım aklımın ucundan geçmezdi. Antonio Banderas, kendine bir kalıp oluşturmuş ve bu kalıbın içinde hayatını devam ettirme çabasında gibi, keza daha geçen sene izlediğimiz “My Mom’s New Boyfriend” filminden çok farklı bir rolde değil. Ayrıca nedendir bilinmez hemen hemen her filminde güzel kadınlarla flört ediyor ve +16 seviyesinde sevişme sahneleri çekiyor. Onun artık farklı işler yapması gerek yoksa aynı filmi defalarca çekerse unutulup gidecek. Morgan Freeman’a gelince, artık yaşının verdiği ağırlıktan ve boş durmayayım da bir şeyler yapayım kaygısından sanıyorum, aksiyonun içinde ancak aksiyonun ağır tarafında kalmayı tercih ediyor. Dikkat ederseniz sürekli durağan sürekli ağır kanlı ve sürekli sadece kafasını kullanarak işler yapan bir halde.

Filme gelince, dediğim gibi çok sıkıcı ve bomboş bir film, çünkü daha önce izlediğimiz hırsızlık filmlerinden çok farklı değil. Yine soyulması gereken paha biçilmez bir kasa, yine mükemmel güvenlik önlemleri ve yine lazerler… Ancak ne iştir ki bilmiyorum, onca mükemmel güvenlik önlemleri, içine birkaç fotoğraf ve video yüklenmiş bir ipod ile aşılabiliyor. Yönetmen sanırım çok özenmiş; “haydi bende bir soygun filmi çekeyim ama başrollerde başarılı oyuncular oynatayım ki fark yaratayım” demiş ama becerememiş. Yine az önce söylediğim gibi Antonio Banderas bir önceki filmindeki rolünü birebir oynamış gibi, izleyenler hatırlayacaklardır.

Uzun, sıkıcı (yorucu değil sıkıcı) sahneleriyle, abartılmış soygun planlarıyla ve gereksiz ters köşe denemeleriyle vasatın üzerine çıkamayan bir film olmuş. Aslında belki de televizyon için tasarlanıp sonra da sinemaya uyarlanmış olabilir…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Hunger (Açlık)

Yazan: admin Tarih: Nis 5th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

hungerYönetmen: Steve McQueen

Oyuncular: Michael Fassbender (300- Stelios), Stuart Graham

Konu: IRA ile ilgili olarak çekilmiş filmde, Bobby Sands (Micheal Fassbender)’in insanlık dışı muamelelere maruz kalışındaki sertliği adeta yaşıyorsunuz. Diyalogsuz sahnelerin vuruculuğu ile başlayan film, tüm filme yayılan dehşetli gerçeklik duygusu ile izleyeni kavrıyor.

Sonuç:
Hunger filmi; sinematografik olarak; içeriğin dile gelmesini destekleyebilecek harika bir estetik dizayn oluşturmuştur. İçerik olarak seçilen konu ve anlatımı biçimsel olarakta desteklenerek; içerik ve özün dengesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Sıkı bir izleyim deneyimi olabilecek; sıkı bir proje. Entelektüel dışavurum deneyimler için birebir. Ama ben hala senaryo kurgusal evreninin başlangıcının yanlış yerlerden kıvılcım aldığını düşünüyorum. Sıkı sinemacılar izleyecek ve anlayacaklar…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Marley and Me (Marley ve Ben)

Yazan: admin Tarih: Nis 5th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

marley_meYönetmen: David Frankel (The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) )

Oyuncular: Owen Wilson, Jennifer Aniston

Konu: Hayvan sever yeni evli çift John (Owen Wilson) ve Jenny (Jennifer Aniston), çocuk yapmadan önce köpek almaya karar verirler. Efsanevi müzisyen Bob Marley’nin ismini alan küçük yavru köpekleri hemen büyümüştür. Ancak Marley eğitimine cevap vermemektedir ve sahiplerinin emirlerini hiçbir zaman uygulamaz. Gün geçtikçe Marley evi mahvetmeye başlar. Bir ailenin iyi bir ders aldığı sevimli ama bir o kadar da hınzır köpeğin komik ve keyifli hikayesi.

Sonuç: Her ne kadar göze sevimli gelselerde; hikaye anlatımlarını tam anlamıyla destekliyemiyorum. Neden sinema? Gerçekten bir edebi eser de insanı kimi zaman sinemada olduğu gibi etkiliyebiliyor. Değil arkadaşlar; sinemacılar, sinema yapan ve sinema yapacaklar; eleştirmen ve yazarlar; öykü anlatmak sinema değil. Sinema ustanın çırak ile, aşığın maşuk ile, için dış ile konuşması için ayrılan iki saatlik süredir. Lütfen yalnızca öykü anlatmayın; sinematografi ve içerik için bırakın tüm deneyimleriniz senaryonuza yön versin. Senaryonuz son aşamada güçlü tümdengeliminizle zaten başı sonu olan bir öykü anlatacaktır. Etkilemek istediğiniz halk; yönlendirilmeyi sevmez, siz sizi ve hakikatinizi ortaya çıkartın; o zaman halk için olacaktır yaptığınız sanat.

İki saatinizi değerlendirmek için; türe tür denk gelen müzik ve edebi eseri kullanın; merak etmeyin birçok öykü anlatımı sinema eserinden daha çok zevk alacaksınız. (Ör: Loreena McKennitt- Dan Brown, Jean Christophe Grange)

Bu yazıdan sonra; iki saatinizi hoş tutabileceğiniz bir filmle karşı karşıya olduğumuz apaçık. Hem hakkını vererek selamlaştığımız; hem birçok kişiye öykü anlattığımız hem de sinematografik unsurları tavana vuracağamız zaman yakındır. Şimdilik öykü izlemek zorundayız.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Duplicity (Sahtekarlar)

Yazan: admin Tarih: Nis 2nd, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Yetenekli iki özel devlet ajanı, sahip oldukları yetenekleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için devlet görevini bırakır ve özel sektör için çalışmaya başlar. Zaten karşılaşmaları ve tanışmaları da özel bir görev sayesinde olmuştur ancak bu tanışma Ray Koval (Clive Owen) için hiç de iyi bir sonla bitmez keza bu sefer av kendisidir ve aşık olmuştur. Geçen zaman içinde birbirini yeniden bulan ikilinin hayatları hiç beklemedikleri ve hesaplamadıkları gibi gelişmeye başlar. Aslında sahip oldukları yetenekleri ortak çıkarları doğrultusunda kullanabilecek olan bu iki eski ajan, yeni üçkağıtçı için önlerinde iki engel vardır. Birincisi içlerinde bastırdıkları aşkları, ikincisi ise mesleklerinin onlara verdiği güvenmeme/güvenilmeme sendromu.

Her şeye rağmen oyunu kurallarına göre oynayıp voleyi vurmak isteyen ikili, birbirine yıllardır diş bileyen iki şirketin istihbaratına girerler ve çapraz köstebeklik yapmaya başlarlar. Her şeyi mükemmel şekilde planlayan ikilinin amacı son bombayı patlatıp ömürlerinin sonuna kadar tatil yapmaktır.

Dublicity, 2009 model Amerikan yapımı eğlencelik aksiyon filmi. Film, her ne kadar zeka üzerine kurulmuş oyunlarla akıyor gibi dursa da bizleri 2 saatlik, zaman zaman neler oluyor dedirten, zaman zaman ise nefessiz bırakan bir maceraya sürüklüyor. Yönetmen “Michael Clayton”, “The Bourne” serisi, “Proof of Life” gibi bir çok kaliteli yapıma imza atmış olan Tony Gilroy. Zaten bilinçli sinema seyircisi, referansları sağlam bir yönetmenin/senaristin filmine giderken kalite konusunda gayet rahat ancak köşeler konusunda tedirgindir. Keza Gilroy seyirciyi bir sağ köşeye bir sol köşeye yatırmış ve bunu hiç hissettirmeden yapmış hem de yalancı sonlarla. Genelde ben aksiyon filmlerine aşk karıştırılmasına karşıyım ama Gilroy bunu öyle başarılı anlatıyor ki, aksiyonun içine konulan masum bir aşk, filme bir tutam fesleğen etkisi yapıyor.

Filmin yönetmeninden ziyade kadrosu da yeterince sağlam; başrollerde Clive Owen (The International, Shoot ‘Em Up) ve Julia Roberts’ın (Pretty Woman, Oceans Serisi) yanısıra, Tom Wilkinson (Michael Clayton, Batman Begins), Paul Giamatti (Lady in the Water, Cinderella Man), Wayne Duvall (Leatherheads, Pride and Glory) gibi ödüllü ve önemli isimler var.

Julia Roberts’ın “ben hala dimdik ayaktayım”, Clive Owen’ın ise “The International” filminin ardından “yeni dönemin, yeni aksiyon yıldızı ben olacağım” mesajını verdiği, macera, aksiyon sevenlerin, ajanlardan ve entrikalardan hoşlananların, zaman zaman karmaşıklaşan sahnelerden dolayı kaçırdıkları ayrıntıları anlamaları adına belki de iki kez seyretmeleri gereken bir film.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Underworld: Rise Of The Lycans (Karanlıklar Ülkesi: Lycan’ların Yükselişi)

Yazan: admin Tarih: Mar 30th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

lycansYönetmen: Patrick Tatopoulos

Oyuncular:
Micheal Sheen (Frost/Nixon) , Rhona Mitra, Bill Nighy, …

Konu: Karanlıklar Ülkesi destanının üçüncü bölümü geçmişe gidip Ölüm Tacirleri olarak bilinen aristokrat Vampirler ile yırtıcı bir kurt adam türü olan barbar Lycan’lar arasındaki çatışmanın kökenine iniyor.

Sonuç: Bir üçleme daha hikayesini tam anlamıyla kavratmak için zamanda geriye döndü. Lycan’lar akıllarını az kullanan, güçlü, hızlı ve yırtıcılar, teknikten öte kaba kuvvete meyilliler. Vampirler ise akıllı, daha narin ama dövüş teknik kapasiteleri yüksek varlıklar. At üstünde olmalarını büyük bir avantaj olarak kullanıyorlar. Matrix’teki makineler gibi; insan ırkının aristokrat ve zalimce davranışlarından kurtulup çok güçlenen bir ırk olabilme benzetmesini Lycan’lar için de yapabiliriz. Aslına bakarsanız Lycan ve Vampir ayrımını bütün sınıfsal çatışmalarda yerli yerine oturtabiliriz.

Birinci ve ikinci filmlere oranla daha fazla yakın çekim, daha detaylı savaş sahneleri görüyoruz. Aksiyon filmlerini estetik olarak değerlendirme tuzağına düşmeden, konusal olarakta daha fazla lagaluga yapmadan aksiyon severlere filmi izlemelerini tavsiye ederek ortadan kayboluyorum.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Painted Veil (Duvak)

Yazan: admin Tarih: Mar 30th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

duvakYönetmen: John Curran (We Dont Live Here Anymore)

Oyuncular: Edward Norton, Naomi Watts, …

Konu: Walter (Edward Norton) ve Kitty (Naomi Watts)‘nin bir süredir devam eden evlilikleri, Kitty’nin kendisini hiç mutlu hissetmemesi nedeni ile çatırdamaktadır. Mutsuzluğu, ilgisinin başka bir erkeğe kaymasına neden olur. Karısının sadakatsizliğini farkeden Walter, ondan intikam almaya kararlıdır. Ama bunu bildik yollardan yapmayacaktır. Çin’in ufak ve ölümcül kolera salgınından kırılan bir köyünde doktorluk yapmayı kabul eder. Kitty’nin ise onunla gitmekten başka şansı yoktur. Ölüm ve yaşam arasındaki sınırın incecik olduğu bu köye yaptıkları yolculuk, kendi ilişkileri için de bir dönüm noktası olacaktır.

Sonuç: Aklı başında olmayan bir kıza hızlı bir evlenme teklifi ve sonuç: Sadakatsizlik. Ayrılma temasıyla açılış yapan film; daha sonraları aslında biraz flört etseler çok sağlam temelli bir ilişkiye sahip olacaklarını gördüğümüz iki çiftin birbirlerine (kızın erkeğe) yeniden aşık olmalarını hikaye ediniyor. Eğer bu kız gerçekten hafif bir meşrebe sahip olsaydı; filmin sonundaki teklife evet diyebilirdi; ama kızımız o zamanlar ne yazık ki; aşkı, heyacanı ve yaşının getirdiği o saflığı başka bir erkekte bulabiliyor.

Kadın ve erkek arasındaki düşünsel farklara ince nüanslarla dokundurma yapılıyor filmde. Erkek genelde ilişkiyi hayatına bir düzen getirmek için isterken; kadın tatmin olabileceği duyguların hissi artışını sağlamak için evet diyebiliyor. Filmin bir açılımı da çiftler arasındaki yaş farkı. Tecrübe kavramının iki eşit kapasite zeka birimi için bile aynı açılımlara sahip olmadığını düşünürsek; kadın ile erkek arasındaki yaş farkının çok fazla olmaması bir ilişkinin hayıra alemeti için önemli…

Estetik yaklaşım ve işlediği konunun etkileyeci unsurlarının fazlalığı nedeniyle kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Sadakatsiz, genç ve güzel bir kadın için Naomi Watts, yakışıklı ama işkolik bir adam için Edward Norton kast eşlemesi sonuçlarını da sizin takdirinize bırakıyorum…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Man Of The Year (Yılın Başkanı)

Yazan: admin Tarih: Mar 30th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

man

Yönetmen: Barry Levinson (Rain Man, Good Morning Vietnam)

Oyuncular: Robin Williams, Christopher Walken, Laura Linney, …

Konu:Politikacıların tüm ciddiyetleri ile son derece ciddiyetsiz politikalar güttükleri günümüz dünyasında, ciddiyetten uzak bir komedyen Amerikan başkanı olursa ne olur?

Temel olarak bu sorunun cevabı olarak ilerleyen filmde, Tom Dobbs, kızgın halkın sesi olarak politikacıları iğneleyen bir talk şov programı yapmaktadır. Bir gün yaklaşan seçimlerin de etkisi ile aklına çılgınca bir fikir gelir. Başkanlık seçimlerinde kendisi de aday olacaktır.

Çevresindeki insanların da desteklemesi ile birden hiç beklemediği bir halk kitlesini arkasında bulur ve… Artık Amerikan Başkanı’dır!

Sonuç: Teorik ve pratik anlamda geliştikçe; tecrübe ve iş ortamının da desteği ile; bir zaman sonra eğer zamanınız kısıtlı ise ve film izlemekten para kazanmıyorsanız (nasıl olacaksa) her filmi izlerim mantığından biraz uzaklaşıyorsunuz. Bu durumlarda birkaç alternatif film tutuyorsanız elinizde; hangisi sorusuna cevap ararken; ilk önce yönetmenin işlerine bakın. Eğer daha önce sizi çekebilen bir filmi bir kez dahi olsa yapabilmişse bu yönetmen; bu filmi izleyebilirsiniz. Yönetmen işi yeterli değilse; ikinci olarak sevdiğiniz bir yazara, üçüncü olarak İMDB puanına, dördüncü olarakta oyuncu performanslarına göz atın. Lütfen direk olarak; sinema siteleri puanlamarına, hele ki tek bir kültürün puan verdiği genellemelere bakmayın; yanılırsınız…

Man Of The Year filmi Robin Williams’ın son derece yüksek bir pratik zekaya sahip komedyeni oynamasından tutun, inanılmaz güçlü repliklere, zekice kelime oyunlarına, sıradan da olsa takip edilebilir konusunun sıkıcı olmayan vakit alabilirliğine yüksek puan vermek gerekiyor.

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Fast and Furious- Hızlı ve Öfkeli 4

Yazan: admin Tarih: Mar 28th, 2009 | Kategori:: Arşiv, M. Emin Yıldırım

hizli_ofkeli

Yönetmen: Justin Lin (Fast and Furious- Tokyo Drift)
Oyuncular: Vin Diesel, Paul Walker, Michelle Rodriquez
Gösterim Tarihi: 4 Nisan 2009

Konu: Yeni yaşanan gelişmeler onları Los Angeles’a geri getirmiştir. Sokaklarda yeni suçlular türemiştir ve kaçak yaşayan eski dolandırıcı Dom Toretto (Vin Diesel) ile ajan Brian O’Conner (Paul Walker) ortak düşmana karşı birlikte hareket etmeleri gerekmektedir.

Düşmanı yok etmek için ikilinin artık birbirlerine güvenmeleri lazımdır ve bu güven oluşmaya başlar. İntikamlarını almak içinse en büyük güçlerini bir araya getirirler; yeni araba modelleri ve orjinal parçalarıyla limitleri zorlayan hızlara ulaşmak…

Sonuç: Açılış sekansı ve ilk yirmi dakika içerisinde estetik ve konu itibariyle aksiyonel bir yapının dengesini tutturabilecek bir film diye geçirdim içimden. Sonuna kadar efekt ve gözümüzün yakalayamayacağı kadar hızlı ardı ardına resimler her zaman seyirciyi başka şeyler düşünmeye iter. Çünkü göz araba kazası sahnesinden tutun da, bir adamın kafasının kopmasına kadar tüm acımasız gerçekleri görmek ister. Biz gözümü kapatabiliriz, ama film yapımcıları olayı net olarak göstermelidir. Ardı ardına birer saniyelik beş resimden çok, tek bir beş saniyelik görüntü seyirciyi her zaman daha çok filmde tutacaktır. İşte Fast and Furious 4 bunu yapabileceğini en başından belli etmişti.

Filmin gelişme kısmına gelinince sonuç kısmının bir araba yarışına bağlanabilmesi için ne yazık ki iki- üç sahte sonla karşılaşıyoruz. Film birçok kez black screen efekti ile kapanıyor; bitecek derken yeniden yarışın yapılabilmesi için kafadan kurmacalarla aksiyon üretiveriyor. Ne de olsa bu bir aksiyon filmi ve daha önce üç tane daha kendisi gibi filmlere sırt dayamış; o yüzden finali bir araba yarışıyla bitirmemiz gerekiyor. Filmin kısaca sorunu şu: Estetik ve senaryo temelli güçlü kurgu; aksiyonel kapitalist tavır yüzünden sekteye uğruyor. Biraz daha denge işimizi görebilir; her açıdan tatmin olacağımız güçlü bir aksiyon izleyebilirdik.

Bir Tokyo Drift kadar olmasa da; yine takipçilerinin kaçırmaması gereken bir film. Bize işin edebiyatı düşüyor; siz bana bakmadan en iyisi işin görsel sanat tarafından bir yaklaşıverin…

Film Hakkında Detaylı Bilgi


Horsemen (Mahşerin Dört Atlısı)

Yazan: admin Tarih: Mar 28th, 2009 | Kategori:: Arşiv, Onur Demirel

Aidan Breslin(Dennis Quaid), işine fazlasıyla bağlı ve ağız/diş dalında uzmanlaşmış başarılı bir dedektiftir. Ancak, zaten evine çok fazla zaman ayıramayan Breslin, karısının da ölümünden sonra sahip olduğu iki oğlu ile oldukça uzak kalmıştır.

Bir gün rutin olarak işe giderken bir çağrı alır; kasabada donmuş bir gölün üzerinde, bir tepsinin içinde yetişkin bir adamın dişleri vardır. Bu birinci dereceden bir cinayet delili ve Breslin’in uzmanlığıdır. Ancak zaman içinde anlaşılır ki, olaylar Breslin’in uzmanlığından öte bir hal almış ve seri cinayetler zincirine dönüşmüştür. İpuçlarını ve cinayetlerini analiz eden ekip hiç de ummadıkları bir sonuca hem de hiç beklemedikleri insanlara ulaşacaklardır.

Yine başı sonundan belli, izleyeni sinir krizlerine sokan bir trajedi ile karşı karşıyayız. Öncelikle söylemeliyim ki, bir filmin kalitesinden yönetmenin sorumlu olduğu su götürmez bir gerçektir. Çok yakın zamanda izlediğimiz başrolünde Anne Hathaway’in oynadığı “Passengers” örneğinde olduğu gibi, bu filmi de sinemayla pek alakası olmayan bir klip yönetmeni çekmiş. Aslına bakarsanız bu İsveç’li yönetmenin ilk sinema deneyimi değil ancak yine de aynı hatayı; “anlaşılamamaktan korkma” hatasını yapmış. Filmin en başından itibaren kişilerin ilişkileri, diyalogları ve ipuçları herşeyi açık şekilde ortaya koyuyor. Seyirciye düşen ise filmin sonunu beklemek kalıyor, hani belki sürpriz bir sonla karşılaşırız diye, ancak ne yazık ki bu istek de boşa çıkıyor.

Filmde düğüm noktaları fazla düğümlenememiş olmasına karşın bazı olaylar, hızlandırılmış sahneler ve anlamsız diyaloglarla karmaşıklaştırılmaya çalışılmış, bu durum filmi gizemli olmaktan ziyade sıkıcı bir hale sokmuş. Atlanılan bazı detaylar ise gerçekten komikti. Mesela eve giden yardımcı dedektifin telefon edip “eve geldim” dedikten sonra telefonun kesilmesi ve yardımcı dedektifin baygın bulunduğu yerde telefon olmaması, asıl ilginci ise Breslin’in cep telefonuna gelen çağrının evden yapılmış olması.  Yada sokakta iki kardeşi gasp etmeye çalışan serserinin hiç kafasının çalışmıyor olması, çünkü her ne kadar biri eşcinsel dahi olsa, diğer serseri iki genç adam var karşısında ve sırf katilin kim olduğunun seyirciye gösterilebilmesi adına çok anlamsız bir sekans olmuş. Bir kurbanın midesinden çıkarılan paslanmış bir hafıza kartıyla (mikro çip diye çevirilmiş) o kartın kullanıldığı bilgisayarın tereyağından kıl çeker gibi bulunulması. Cinayetlerin işleniş biçimine bakarak katilin profesyonel bir doktor olarak lanse edilmesine rağmen, katilin konuyla uzaktan yakından alakası olmayan biri çıkması ve dahası bunun hiç bir daha hiç konuşulmamış olması… Bunlar gibi birkaç anlamsızlık daha var filmin genel bütünlüğünü dağıtacak cinsten.

Oyunculuğa baktığımız zaman genelde çok genç bir kadro var filmi domine eden, bunun yanında usta oyuncu Denis Quaid yine elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış. Yardımcı erkek oyuncu rolünde, genç yaşına rağmen çok fazla yapımda rol alan “Clifton Collins Jr.” var. Çok konuşmamasına rağmen O da gerekeni yapmış gibi görünüyor.

Kısaca söylemek gerekirse daha önce izlediğimiz incilden alıntılar yapan, incilde yazan öğretileri örnek alan grupların olduğu ve belirli zincileri takip eden filmlerden çok farklı değil “The Horsemen”. Film vasatın üzerine çıkamadığı için çok çabuk unutulacaktır.


  • advanced enviroment concept
  • derivation stefan boltzmann
  • avalanche d61
  • find evaluations of renovare
  • seeder tool
  • stacie battjes address
  • usaf personel by rank
  • women having their period
  • peterson short-course cuti
  • suppliments testosterone
  • galvanic electrolysis equipment
  • branded stocks usa
  • trudeau airport quebec
  • evergreen industries ltd
  • ballads of 1582
  • sarbanes resumen
  • inga ness mintel
  • smallpox in 19th century
  • mopar streetrod parts
  • yoga engery zones
  • unisource administrators inc
  • ishapore 7.62 enfield rifle
  • mineola volunteer ambulance corps
  • wetland mapping code
  • remidies for acne
  • reliability factors electical equipment
  • rider consult ruddervoorde
  • cyclic theory of evolution
  • cat sores ears
  • kaart litouwen
  • huge hanging testicles pictures
  • premier appraisals chino hills
  • watercraft starter
  • trawler catamaran
  • endeavor motor repair
  • button brushes photoshop
  • daisy mae middleton
  • chaucer nun priests tale
  • creston seattle wa
  • 1901 main street walpole
  • uriah music vedioes
  • pictures of hornet species
  • lyrics for heroes thieves
  • watch prices patek philipe
  • post operative garments
  • ffl license manufactor sell
  • we belong to gethers
  • dr hopkins iowa
  • frio state park
  • jazzy riff
  • counter tops himalayan allure
  • corbin seat 1979-1984 shovel
  • homedics brethe solution
  • edinburgh to sutherland scotland
  • provides multimedia service-delivery platforms
  • ferrous 29er canadian
  • main bearing signs
  • pall corpoaration
  • woodstove rhode island
  • update existing fireplce
  • vending drinks hartfordshire
  • hydraulic terminal crimping tool
  • ursel hundhausen
  • jtag connector pin out
  • purification diet
  • indentured servants in americas
  • hercules marble group
  • wollongong postcode
  • the huns yelo
  • wakefield mi map
  • airline finances models
  • paulina rubio dame mp3
  • meer electric atlanta
  • the directors band
  • psp accessing internet
  • speedferries fisherman strike
  • pediatrics assoc medford ma
  • gugliemo marconi invented
  • dave micheals terrace
  • god didnt give up
  • english paragraphs games
  • healdsburg city guide
  • dons marina cayuga lake
  • trenitalia relax pass
  • oranges whole foods
  • mariner deck railing item
  • videos played by flv
  • translate reliquidaci n
  • beachcomber wellfeet
  • patio funiture bed
  • the gadget shop malaysia
  • shawn watsons salary
  • en vitro fertilization
  • picasa windows movie maker
  • show me yours lyrics
  • bulls roar diving signal
  • maxipine adverse reactions elderly
  • google adwords comparitive metrics
  • samson plastic pipe
  • pricing used fender guitars
  • art institue of philadelphia
  • armour hoodies under
  • convergence reinsurance
  • reviews on uhaul 95490
  • how to loos verginity
  • niv schofield study bible
  • name holger gr nwedel
  • best western saugatuck michigan
  • toolbars and tool palettes
  • mazda3 throttle body mod
  • convenient relaxation water machine
  • smithfield foods news
  • catholic masses toledo ohio
  • peta louisville
  • filtration setups aquariums saltwater
  • vein mapping and dialysis
  • montage powered by vbulletin
  • twilight princess arbiter's grounds
  • water-based gentle stimulating gel
  • susanne m ller ludwigsburg
  • grand torino eastwood
  • fiu members greece
  • peachyforum eve
  • prospecting alaska
  • what animal represents england
  • marriott in coralville iowa
  • holcomb herb seattle
  • music-wreckless intent cd homebwoi
  • ala moana turtle bay
  • flac expand
  • women's girdles affiliate programs
  • illegal cable equipment
  • ecology of human performance3
  • complaints against graeme bolger
  • university lyon france
  • loud telephone ringer